madball röportajı

17 Mart 2008 Pazartesi

New York Hard Core piyasasının ağır abilerinden Freddy ile kendisi ve grubu hakkında söyleştik. Hapishanede geçen günlerin ardından tekrardan Madball'u toparlayıp geçmişin izini takip eden Freddy, zaman zaman şarkı sözleri ve hayat tarzıyla çelişen cevaplar verse de sorularımızı içtenlikle yanıtladı.

Merhaba Freddy, işler yolunda mı? Sanıyorum yeni albümünüz çıktı çıkacak..

Çok iyiyim, teşekkürler. Evet yeni albümümüzü çıkardık. Şu an marketlerde satışta. Adı “infiltrate the system”.

Öncelikle bize biraz hapis macerandan söz edebilir misin? Neden düştün kodese?

Hmm uzun zaman önce olan bir şeydi. Yaklaşık 6 sene kadar oldu. Çok uzun zaman için girmedim neyse ki, yargıcıma teşekkür ederim. 6 ay kadar içeride kaldım. Aslında bunu tam olarak macera olarak görmüyorum. Hayat tecrübesi diyebilirim. Bu ortamda da var olabileceğimi gördüm. Ve problem yoktu. Her babayiğidin harcı değil bu. Ama kim böyle bir tecrübe isteyebilir ki? Belki aptalın biri. Bu yüzden yolumu değiştirdim.

"Legacy” iyi bir geri dönüş albümüydü. Basının hardcore için tükendi dediği zamanlarda siz oldukça güçlü ve enerjik bir albümle geri dönüş yapmıştınız. Peki senin gözünden hardcore piyasası nasıl?

Bence hardcore piyasası diğer türlere göre hala genç ve ayakta. Hala kendine bir yer bulmaya devam ediyor. Ve ben bu hareketin öncüsü olan gruplardan birinde olduğum için gurur duyuyorum. Her geçen gün yeni bir şeyler doğuyor. Ve bu hep böyle devam edecek.

Peki eski zamanlarla şimdiyi kıyaslamanı istesek, neler söylersin?

Çok farklı zamanlar tabi. Farklı bir çevre ve farklı bir jenerasyon. Ve hardcore sürekli gelişen bir yapıya sahip. Her zamanın kendine has bir güzelliği vardı ama ben şu anki ortamı da çok seviyorum.

Bize göre “Look my way” Madball için basamak taşı olan bir albümdü. Metal piyasasında da bu albümle baya tanındınız. Hemen ardından “Hold it down”ı çıkardınız ve müziğe 4 yıl ara verdiniz. Bu boşluğun tek nedeni senin hapishanede mi olmandı yoksa bizim bilmediğimiz başka şeyler de var mıydı?

Özellikle benim kanunlarla olan problemlerimden kaynaklanıyor. Ama diğer faktörler de yok değil. Kötü kadrolar, şirketler falan..

Bazen albümlerinizde İspanyolca parçalarla karşılaşabiliyoruz. Ve biz bu dilin hardcore sounduna çok yakıştığını düşünüyoruz. Sadece İspanyolca parçalardan oluşan bir albüm çıkarmayı düşünüyor musunuz?

Evet, ben de İspanyolca’yı İngilizce’ye tercih ederim. Ve bir İspanyolca albüm yapmayı göz önünde bulunduruyoruz. Bu yakın bir gelecekte olabilir.

Geçtiğimiz yaz ilk defa Türkiye’ye gelip İstanbul’da konser verdiniz. Konser ve Türkiye ile olan izlenimlerin neler? Buraya gelmeden önce buradaki hardcore piyasası hakkında bir fikrin var mıydı?

Konser ve oradaki herkes harikaydı. Dürüst olmak gerekirse oraya gelmeden önce piyasa hakkında hiçbir bilgim yoktu. Ama şu an biliyorum ki, Türkiye’de bir piyasa var ve bizi oldukça çok seviyorlar.

Senin anti-sXe olduğunu duymuştuk. Ayrıca son zamanlarda sXe’lerin diğer tayfa üzerinde bir baskı oluşturmaya çalıştığı kulağımıza geldi. Hiç bu tür bir problemle karşılaştın mı? Biz alkol ve sexten uzak bir yaşamın varlığına inanmıyoruz.. oldukça sıkıcı..

Anti-sXe ler hakkında ne diyorsun adamım? En iyi arkadaşlarımdan biri straight edge. Ve ayrıca ben anti sXe değilim. Alkolden ve bu tarz şeylerden uzak duran insanlara saygı duyuyorum. Saygı duymadığım tek şey başkalarını yargılamaktır. Herkes farklı inançlara, ideallere sahiptir. Normalde sevebileceği grupların konserlerine bu önyargılardan dolayı gitmeyen insanlardan haz etmiyorum. İşte bu benim karşı olduğum “yargılamak”. Ve bu hardcore a bağlanamaz. Ben de içmeyi çok seviyorum ama insanları bunu yapmaya zorlayamam.

İlk zamanlarda Madball hobi için takıldığınız bir gruptu. Ve bugün Madball new york hard core’un büyük gruplarından biri oldu. Geçmiş yıllara göz atarsan yaşadığın gurur veya pişmanlıklar hakkında aklına ilk gelenler neler?

Kesinlikle herhangi bir pişmanlık yok. İyiyi ve kötüyü yaşayarak öğreniyorum..

11 Eylül’den sonra Amerika’nın politikasında büyük değişimler oldu. Hükümet güvenlik bahanesiyle Amerikan halkı üzerindeki baskısını oldukça arttırdı. Peki NYHC tayfası bu durumdan nasıl etkilendi? Neler düşünüyorsun bu konuda?

11 Eylül çok şanssız bir olaydı bence. Bu yüzden de ekstra güvenlik mevzularında kimseyi suçlayamıyorum. Bu bizim götümüzde bir acı ancak gerekli. Ne olursa olsun, politikacıların yaptıklarını onaylamak veya onaylamamak bana düşmez. Bunlar sadece kendi görüşlerim.

Abin Roger zamanında Rudolf Giuliani için “Police State” şarkısında baya sayıp sövmüştü. En son duyduğumuza göre Giuliani kanser olmuştu ve cehennemi boylamaya yakın duruyordu. Sanırım NYHC tayfasının bedduaları tuttu ha, ne dersin?

Hmm Giuliani artık başkan değil. Fakat kendisi devlet başkanı olmak için uğraşıyor. Bildiğim kadarıyla kanserden kurtuldu. Bir keresinde bizim konserlerimizden birine gelmişti. Ve bizim tayfayı parçalamaya çalıştığı için özür dilemişti. Ben kimse için kötü bir şeyler dilemem. Bu sadece kötü şans..

Peki New York City hala polis eyaleti mi?

Bence tüm dünya öyle. Şu an ben kendi polis gücümü başlattım. F.U.P.D. Bir göz atın..

Röportaj için teşekkürler Freddy. Sick Of It All ile çıkacağınız turda bol eğlenceler!!

Teşekkürler!! Stay in school!!!

Röportaj: Koray Aykanat - Öğünç İnan

Kasım'07

daniel koplowitz röportajı

2005 yılında yayınladığı "karafatmanın sarayı" kitabıyla tartışmalara yol açan, türk hapishanelerine ve insanına dışarıdan bir gözle bakan daniel koplowitz ile samimi bir röportaj yaptık.


- ilk yayınlanan kitabınız “Hilalin Işığında” 90’lı yıllarda Costa Gavras tarafından filme aktarılacağı söyleniyordu. Tam olarak ne oldu ve niçin bu proje gerçekleşemedi?

Tam bilmiyorum. İzmir’de senaristle üç dört ay kaldık. Senaryoyu tamamladık. Ama o film şirketini başka bir film şirketi satın aldı. İşin prodüksiyon kısmı rafa kalkınca proje de gerçekleşmedi.

- eski röportajlarınızdan birinde İngiltere’nin Türkiye’den daha faşist olduğunu t.c.’nin ise halkına daha yumuşak davrandığını söylüyorsunuz. Gerçekten –her ne kadar uzun yıllar burada yaşamış olsanız da- bir İngiliz vatandaşına Türkiye bu şekilde mi gözüküyor?

Bir bakıma öyle. Mesela İngiltere’de okullarda yaramaz çocukların DNA kayıtlarını bir veritabanında biriktiriyorlar, ilerde kullanmak için. Bu tamfaşist bir tavırdır. Bence Türkiye’de de mümkün olsa bunu yaparlar, ama şu anda mümkün değil. Ayrıca Türk halkı sokaklara daha kolay dökülüyor. İngiltere çok pasif. Halk sesini çıkarsa da orada sistem aynen devam ediyor.

- Türk edebiyatıyla tanışman cezaevindeyken mi oldu? Özellikle askeri darbeden sonra cezaevi şartları çok ağırlaşmıştı ve kültürel anlamda hemen hemen her şey yasaklanmıştı.

Evet. Herşey yasaktı ama içeri sokuluyordu. Bunları kitabımda yazdım.

- “Karafatmanın Sarayı” yurtdışında basıldı mı? “Hilalin Işığı” adlı kitabınız özellikle İngiltere’de oldukça ilgi görmüştü.

Hayır, basılmadı. Şu sıralar yeni bir ajans devreye girdi. Bekliyorum. Hilalin Işığında ilgi görmüştü, evet. Fakat kitabı çıkaran yayınevi ile bir tatsızlık yaşadık. İkinci kitabı o yüzden onlar basmayacaklar.

- Yılmaz Güney’le hapishanedeyken aranızın pek iyi olmadığından bahsetmişsin. Hatta Yahudi olduğun için bukalemuna benzediğini ve para ve rahatınız için her şeyi yapabileceğinizi iddia ettiğinden bile söz etmişsin. Sence sadece esrar kaçakçılığın yüzünden mi sana bu kadar önyargıyla yaklaşmıştı. Yoksa orada sağ görüşlü mahkumlarla iç içe olduğun için mi?

Hiç ilgisi yok. Yılmaz Güney’in kanserli bir arkadaşı vardı. İrlandalı, Lynus. Adam keşti. Ben de ona esrar sattım. Yılmaz Güney komünistti, böyle şeylere çok karşıydı ve arkadaşının sağlığını korumak istiyordu. Beni bu yüzden sevmiyordu.

- ilk kitabını yayınladığında Türk entelijansıyası seni nasıl karşıladı? O dönemde Aziz Nesin ve bir çok yazarla görüştüğünü biliyoruz. Yaşadıklarından ziyade senin edebiyatçı yanına objektif yaklaşıldığını düşünüyor musun?

Çeşitli tepkiler aldım. Beni entelektüel bulmadılar. Değer vermediler. Ama Aziz gibi bazı kişiler farklı davrandılar. Tomris Uyar, Yaşar Kemal, Latife Tekin... Onlarla aram iyiydi. Duygu Asena ile kötü bir tartışma yaptık. O da sevmezdi beni.

- “O Şimdi Mahkum” filmine gelmek istiyorum. İlk başta Levent Kazak’la beraber bir senaryo çalışmasına başlamıştınız ve sonra yollarınız ayrıldı. Ancak “Karafatmanın Sarayı” kitabınızın çıkışından sonra vizyona giren “O şimdi asker” filminin sizin kitabınızdan çalıntı olduğunu iddia ettiniz ve daha sonra da Levent Kazak’la karşılıklı olarak medya yolıyla çeşitli iddialarda bulundunuz. İşin aslı tam olarak neydi ve sizin ortak projeniz “Turist Koğuşu” tamamıyla rafa mı kaldırıldı?

“Turist Koğuşu” rafa kaldırıldı. Biz Levent’le eski arkadaştık. Ben ona filmde alıntı var mı diye sordum. O da yok dedi. Fakat sonra filmden önce bana senaryoyu göstermek istemedi. Sonunda gördüm senaryoyu. Eski muhabbetlerden paylaşılmış bir iki kesişme muhakkak var ama öyle çalıntı bir durum yok. O arada yazıldı çizildi ama şimdi Levent’le barıştık.

- bazı okurlar sizin hayat tarzınızı Fransız yazar Jean Genet ile paralel görüyorlar. Bana göre edebi olarak herhangi benzerliğiniz olmasa da bu büyük yazarla karşılaştırılmak sizde nasıl bir duygu yaratıyor. Ve tabii Genet hakkında düşüncelerinizi merak ediyorum.

Benzetilmekten gurur duyuyorum. Utanmak yok, pişmanlık yok. Ortak yönümüz budur. Jean Genet’yi çok seviyorum. Çok cesur bir yazar. Ben de Genet gibi asla masumum demedim. Hiç pişmanlık duymadım çünkü faydası yok.

- geçen yaz Gümüşlük’te tekrar esrar bulundurmak suçundan gözaltına alındınız ve hakkınızda dava açıldı. Bu olayda son durum nedir?

Önümüzdeki Salı günü mahkemem var. Üç şey olabilir. Ya erteleyecekler, ya içicilikten ceza yiyeceğim ve para cezasına çevirecekler, ya da 5-15 yıl arası hapis cezası verecekler. Bu durum çok saçma. Bu davadan kimsenin kazanacağı bir şey yok. Satıcılık yapmadığım ortada. Narkotik polislerin baskınıyla evimde yakalandım. Önceden tasarlanmış ve kasıtlı bir hareket olduğu belliydi. İzimi sürmüşler. İhbar üzerine geldiklerini söylediler. Ben kendi evimde bir okul kurdum. Burada Gümüşlük köyündeki çocuklara yetişkinlere gönüllü öğretmenlerle İngilizce öğretiyoruz. İddiaya göre benim amacım burada gençleri zehirlemekmiş. Sanki bir bulvar gazetesine haber olsun diye kurulmuş bir komploya benziyor. Böyle şeylere ancak üçüncü sayfa haberlerine bayılan insanlar inanır. Bunu kim başlattı bilemiyorum. Ya Gümüşlük’te biri düğmeye bastı, ya Ankara’da. Bana göre bu politik bir hareket. Belki beni sınırdışı etmek istiyorlar, belki yeniden hapse atmak. Belki de kitabıma karşı bir reaksiyon bu ya da basit bir kıskançlık. Hiç bilemiyorum. İnşallah bir şey olmayacak. Adalet için yazık.

- merak ettiğim başka bir konu da şu: gençliğinizden itibaren yazar olmayı kafanıza koymuşsunuz ve hayatı “yaşayarak” edebi bir yol seçmişsiniz. Ben bu bakımdan sizi Amerikan Beat kuşağı yazarlarına benzetiyorum. Peki sizi yazar olmaya teşvik eden, etkileyen edebi isimler nelerdi?

Bir çok Beat yazar beni çok etkiledi elbette. Küçüklüğümden beri bir kızgınlığım vardı. İngiltere gibi kripto-faşist bir ülkede yazmaktan başka çıkar yol yok. Yazarlar listesi yapabilirim. Doğu Avrupa’dan yazarlar, Rus yazarlar. Tolstoy, Şolokov severdim küçükken. Ama en önemlisi Şvayk’ın yazarı Hasek. İngiliz edebiyatından fazla etklienmedim ama Amerika’dan bir çok kişi var. Ken Kesey, Joseph Heller, Burroughs...

- Bir dönem Gümüşlük’te yerli ve yabancı yazarlar için bir kamp kurmayı planladığınızı belirtmiştiniz. Bu konuda herhangi bir gelişme var mı?

Bir plan vardı. Bu olaydan sonra her şeyi iptal ettim. Geçen yaz her şey hazırdı. Belki de amaç bunu durdurmaktı zaten, bilemiyorum.

- bir de şöyle bir sorun var sanırım, medya sizinle oldukça ilgili olmasına rağmen kitabınız hakkında çıkan yazılar bir elin parmaklarını geçmiyor. Hemen hemen tüm röportajlarda sizin kişiliğiniz, esrar tutkunuz ve fırtınalı hayatınız konu ediliyor. Sizce kitabınız, geçmişinizin gölgesinde kalmadı mı?

Evet, kaldı. Hem de çok. Ama ben bir yazarım, büyük edebiyatçı değilim. Türkiye’de eserlere değil de insanlara hayranlık duyuluyor. Bir sınıf oluşuyor. Yazarlar var, ötekiler var. Sanatçılık Türkiye’de çok abartılıyor. Yine de İngiltere’den daha iyidir. Türkiye’de hapishaneden çıkma çok yazar var. İngiltere’de hiç yok.

- Bizden bu kadar. Eklemek istediğiniz son sözler?

Bugünlerde eski gazeteci feminist Yeşim Harcanoğlu ile Sabahattin Ali, Kemal Tahir, yenilerden Meltem Arıkan gibi ünlü Türk yazarlarını İngilizceye çeviriyoruz. İyi gidiyor.

Her şeye rağmen Gümüşlük’ü çok seviyorum ve başka bir yere gitmek istemiyorum. Mümkünse burada ölmek istiyorum.

Röportaj: Öğünç İnan

Mart 2008


Balkan Beat Box röportajı

5 Mart 2008 Çarşamba

Merhaba Ori, istersen röportaja Amerika’da çıktığınız tur hakkında konuşarak başlayalım. Turun nasıl geçtiği hakkında bize bilgi verebilir misin?

Amerika turu bizim için oldukça harika geçti. New York, Los Angeles ve San Fransisco’da sold out konserler verdik. Amerika bizi bu konuda şaşırtmaya devam ediyor diyebilirim. Amerikan seyircisi BBB’nin müziğine ve canlı şovlarına hala aç.

Dünyada bir şeyler değişiyor ve biz de kendi adımıza evrim geçiriyoruz. Ve bu tamamıyla dinleyicilerden kaynaklanıyor, medyadan değil. Bu da gösteriyor ki, insanların ihtiyaçları nelerin olduğunu belli ediyor. Biliyorsun Amerika pek çok göçmenin bulunduğu bir kıta ve hala kendisini keşfetmeye çalışıyor. Biz New York City’ye göçmenlerin müzikal hikayesine dair bir şeyler verdik ve şimdi diğer şehirler de bunu takip ediyor ve dinliyor.

Mayıs ayında yeni albümünüz “Nu Med”i piyasaya sürdünüz. Debut albümünüz gibi oldukça bir albüm olmuş. Albümle ilgili gelişmeler ne durumda peki? Her şey beklediğiniz gibi mi gelişiyor?

Evet, çoğu yerden duyduğumuz şeyler işlerin yolunda olduğunu gösteriyor. Ve bu bize enerji veriyor. Ayrıca dünyanın çoğu yerinde şarkılarımızın yankılanması bizi mutlu ediyor.

BBB’yi Türk dinleyicilere tanıtmak ister misin peki?

9 ve 10 Kasım’da İstanbul, Babylon’da konserlerimiz var. Bizi tanımaları için en iyi yol bu.

Önceki yıllarda, Balkan müziği Amerika ve diğer batı ülkelerinde Goran Bregovic ve Emir Kusturica’nın çalışmaları sayesinde tanınıyordu. Ayrıca Fanfare Ciocarlia, Kocani Orkestar gibi gruplarda bu gelişmede büyük rol aldılar. Son dönemde BBB, Gogol Bordello, Kultur Shock gibi gruplar balkan müziği ile punk, elektronik elementleri birleştirerek yeni birsound elde ettiler. Ve şu günlerde Balkan müziği yeniden gündemde. Bu süreç hakkında neler diyebilirsin? Sence her şey yolunda mı? Müzik endüstrisi için yeni bir yol açılıyor diyebilir miyiz?

Müzik endüstrisine rağmen iyi bir yol olduğunu düşünüyorum. Çünkü bize yardım etmek için hiçbir şey yapmadılar. Onlar sadece kendi iyi düşüncelerinin peşindeler. 3 yılımı Gogol Bordello ile geçirdim ve bu 3 yıl boyunca tur yapıp insanları açık fikirli hale getirmeye çalıştık. Ve bunu kendi başımıza yapmaya çalıştık. Ardından Tamir Muskat ile beraber BBB projesini başlattığımızda kendi yaratıcı fikirlerimizi uygulamak için elverişli bir ortam vardı. Bu sadece müzikal diriliş değil, eskileri canlandırmak yerine eskilerin üzerine bir şeyler koyup ileriye yönelik çalışmalar yaptık. Bizim müziğimiz politika içeriyor ve bunun yanı sıra çeşitli kültürlerden ve bu kültürlerden gelen insanlardan bir şeyler barındırıyor. Ve soundumuz elektronik, punk, hip hop ve dubtan oluşuyor.

Peki Balkan ritmleri oldukça hızlı ve karmaşık. Neye bağlıyorsun bunu?

Belki Balkan dağları açıklıyor olabilir bunu. Karmaşık ve bölücü… Asya’ya yakın olanlar ve çingeneler bunu müziğine oldukça iyi taşıyor. Ama bizim müziğimiz içerisinde ayrıca Akdeniz, Arap öğelerini de barındırıyor. Albümün adını “Nu Med” koymaktaki amacımızda buydu zaten. Akdeniz’e dayalı müzikal kökler ve o yörenin hızının birleşimi. Yani balkan müziği ile Akdeniz müziğinin bir kombinasyonu diyebilirim.

Az önce de belirttiğim gibi Balkan müziğinde yeni bir vizyon yarattınız. Peki tutucu Balkan müzisyenlerden gelen tepkiler ne yönde? Olumsuz bir şeyle karşılaştınız mı?

Tanıştığımız, beraber tura çıktığımız pek çok kişi oldu oradan, Boban, Kocani gibi.. Onlar bizim müziğimizi sevdi ve bunları bu ustalardan duymak bizi çok mutlu etti.

Biliyorsun Türkiye, Balkanlara yakın bir ülke ve oraların ezgileri ülkemizde de çok seviliyor. Ve bu dalda Muammer Ketencoğlu, Selim Sesler, Burhan Öçal gibi büyük isimler var. Lafı şuraya getirmek istiyorum, herhangi bir Türk müzisyenle beraber çalışma fırsatınız oldu mu?

Şu ana kadar böyle bir fırsatımız olmadı ama bunu gerçekten de çok isterim. Daha önce Burhan Öçal ile tanışma fırsatım oldu ve onunla beraber bir şeyler yapmayı umuyorum. Ayrıca şunu da belirtmeliyim ki, Selim Sesler ve onun gibi sevdiğim insanların sololarının bana yaşattığı heyecandan daha fazla bir şey yaşayacağımı düşünmüyorum.

Belki bu konuyu konuşmaktan sıkılmış olabilirsin ancak Türk dinleyicilerinin konuyla ilgili bilgisi olmayabilir. Bu nedenle, Gogol Bordello ile ayrılığın arkasında neler yattığını sana sormak istiyorum..

Az önce de söylediğim gibi Gogol ile 3 harika sene geçirdim. 2001 ve 2004 yılları arasında insanların kalplerini kazandık, bazen boş salonlara çalmış olsak da Amerika ve Avrupa’da pek çok insana bu müziği sevdirdik. Ama ben daha farklı ve yaratıcı şeylerle uğraşmak istiyordum. Tamir Muskat ile beraber stüdyoda yaptığımız taze ve yaratıcı şeylerden sonra bu işle daha fazla uğraşmak gerektiğini düşündük.

Gogol’un başarılarına gerçekten çok seviniyorum ve aynı başarıları BBB ile beraber yaşayacağımızı düşünüyorum. Her iki grup da farklı bölgeleri farklı yollardan keşfe çıkmış durumda. Bu yaratıcılık ve farklılık için tanrıya şükrediyorum.

Peki yeni Gogol albümü “Super Taranta”yı dinleme fırsatın oldu mu?

Hayır, henüz değil..

Senin ayrıca solo projelerin de var. Ama şu sıralar sanırım sadece BBB ile meşgulsün. Müzikal kariyerine sadece BBB ile devam etmeyi mi düşünüyorsun? Yoksa ileride gene solo projelerin olacak mı? Aklından geçenler neler?

Tamir Muskat, Tomer Yosef ve benim ayrı ayrı solo projelerimiz var ve turlardan fırsat buldukça bunlarla ilgilenmeye çalışıyoruz. Tomer’in ayrıca İsrail’de yürüttüğü projeler var. Tamir film üretmeye ve filmlerle uğraşmaya çalışıyor. Aynı şekilde ben de uğraşıyorum. Ama hepimiz %90 BBB üzerine yoğunlaşıyoruz. Ve bu bizi mutlu ediyor.

Sizin politik görüşünüze göz attığımız zaman haritadaki sınırlardan pek hoşlanmadığınızı görüyoruz. Bu görüşünüzü bir takım eylemlerle de gerçeğe döküyorsunuz. Örneğin İsrail konserinizde sahneye Filistinli sanatçıları davet ettiniz. Peki sana göre İsrail ve Filistin arasında yıllardan beri süregelen problem nedir?

Bu konuda gerçekten mutlu olduğumuzu söyleyemem. İnsanların artık kimin ne kadar suçlu olduğunu görmesini istiyoruz. İsrail, Avrupa ve Amerika’da çaldığımız zaman izleyiciler bizi sahnede Filistinli sanatçılarla birlikte gördüğü zaman bu saçmalık akıllarına geliyor ve biz bunu değiştirmeye çalışıyoruz. Tamamen inatçı ve ahmakça bir savaş. Buna karşı bizde kararlı olarak turluyoruz ve görüşümüzü müziğimize yansıtarak haykırıyoruz. Bu konuya dikkat çekmeye çalışıyoruz.

Konserlerinizde parçalarınızı olduğu gibi mi çalıyorsunuz yoksa doğaçlamalara yer veriyor musunuz?

Arajmanları değiştirmeye açık bir grubuz. Yani konserden konsere değişiklikler yapabiliyoruz. Müziğimiz ve şovumuz tamamen kendini geliştiriyor ve yeniliyor.

Peki son olarak ne söylemek istersin?

9 ve 10 Kasım’da Babylon’da görüşmek üzere.


röportaj: öğünç inan - koray aykanat

ekim'07

Gorefest röportajı

4 Mart 2008 Salı


Merhaba Frank, nasılsın? Şu günlerde nelerle meşgulsün?

Şu anda turdayız ve sıradaki konserimiz için Prag’ta bulunuyoruz. Aslında az önce uyandım ve sorularını cevaplıyorum.

Yeni albümünüzden bahsedelim biraz. Dinleyicilerden oldukça iyi tepkiler geldi. Ayrıca “Rise to Ruin” Rock Hard magazine tarafından ayın albümü seçildi. Gelişmelerden memnun olmalısınız…

Evet şu an için memnunuz.

Gelecek ay tekrar Hollanda’da konserler vereceksiniz ve hemen ardından yeni bir Avrupa turu.. Nerelerde çalacağınız belli mi?

6 veya 7 ülkeyi kapsayan 3 haftalık bir tura çıkacağız. Sanıyorum 18 civarında konser vereceğiz. Bu turda bize One Man Army ile Before The Fail eşlik edecek.

Geçen sene Türkiye’de konser verdiniz. Yaşadığım şehir olan İzmir’de de konser verecektiniz ama bir takım aksaklıklardan dolayı iptal oldu. Dedikodulara göre bu konser ertelenmişti. Sizi bu sene burada görme ihtimali var mı?

Türkiye’ye yine gelip orada çalmayı çok isteriz ancak orada bizi tekrar getirecek sağlam bir organizasyon firması bulmak zor. Bunlar elbette konserlerimizin ertelenmesine bahane olamaz ama şunu bilmelisin ki şansımızı hala deniyoruz.

Tekrar albüm üzerine konuşacak olursak, bu albüm öncekilere göre daha hızlı ve daha brutal. Ve göze çarpan noktalardan biri de eski albümlerdeki gibi gitar sololara pek rastlamamamız. Bu albümle beraber yeni bir sounda sahip olduğunuzu söyleyebilir miyiz? Bu albüm, gelecek albümlerdeki sound için bir tanışma niteliği taşıyor mu?

Bunu şimdiden söylemek güç. Albümde yer alan şarkılar o an yazılıp, çalınan şeylerdi ve önceki albümlere göre farklılık taşıyordu. Bundan sonraki sound hakkında bir fikrim yok. Bilirsin bu bizim aramızda olan bir şey. Şu an için herhangi bir plan veya buna benzer bir şey yok.

Albümde dikkat çeken bir başka nokta da “Babylon’s whores” gibi 9 dakika süren, uzun parçanın yer alması. Bundan sonra da karşılaşabilir miyiz bu uzun şarkılarla?

Bir önceki albümümüz “La Muarte”de de 10 dakikaya yakın bir parçamız vardı. Aslında bu bizim için çok da yeni sayılmaz. Bu tarz uzun şarkılar yazarken oldukça dikkatli olmaya çalışıyoruz. Sonuçta bu parçalar kendini gösteren parçalar oluyor. Her seferinde buna benzer bir şeyler yapabiliriz.

Ve bu albümde yepyeni bir logonuz var. Oldukça sık logo değiştiriyorsunuz. Herhangi bir nedeni var mı?

Gerçekten de bir nedeni yok. Yeni albüm için eski logomuzu kullanmayı düşünüyorduk ama daha sonra değiştirmeye karar verdik. Sonuçta bu albümü şimdi yaptık, 15 sene önce değil. Ve geçmişini tekrar yaşayan bir grup olmaktan kaçındığımız için böyle bir yol izledik. Logo konusunda çok takıntılı değilim aslında şu anki logomuz bence rezil. Ama sonuçta bu lanet olası bir logo.

Son 6 yılda bir çok grup reunion yaparak sahnelere geri döndü. Bunlardan bazıları ekonomik nedenlerden ötürüydü. Peki sizin geri dönüşünüzde ekonomik nedenlerin payı var mı?

Kesinlikle hayır, eğer çok daha fazla para kazanmak istiyor olsaydık farklı bir müzik türü yapardık. İnsanların ekonomik nedenlerden dolayı geri döndüğümüzü düşünmesi beni gerçekten çok şaşırtıyor. Bizim tüm gün soğuk kayıt odasında vakit geçirerek para kazandığımızı mı düşünüyorsunuz? Turların beleş olduğunu mu düşünüyorsunuz veya bizim roadielerin beleşe çalıştığını mı düşünüyorsunuz? Çok aptalca.

Peki Nuclear Blast’ın geri dönmenizde bir etkisi oldu mu?

Hayır. Onlar bizim tekrar kayıt odasına kapanarak yeni parçalar hazırladığımızı duydu ve eğer yeni materyal çıkartacaksak bizimle ilgileneceklerini söylediler. Biz de albümü hazırladık ve onlarla iyi bir anlaşma yaptık.

Peki bu aradaki 6 yılı nasıl değerlendirdiniz? Herhangi bir grupta çalma atraksiyonları filan oldu mu?

Yine müzikle ilgili bir çok şeyle uğraştık. Örneğin Ed oldukça verimliydi. Bazı stüdyo kayıtlarıyla uğraştı, Arjen Lucassen ile bazı albümler yaptı.

Genel olarak soundunuza göz attığımızda üç farklı dönem göze çarpıyor. 91-93 yıllarında soundunuz grind core / old school death metal etkileri taşıyordu. 94-98 arası için death’n roll ve şu anki soundunuz için köklere dönüş özelliği taşıyor diyebiliriz. Özel bir nedene bağlamak mümkün mü? Yoksa zamanın akışı Gorefest’in soundunu böyle etkiledi diyebilir miyiz?

Öncelikle death’n roll terimini ilk çıkaran kişiyi vurmak lazım. Soundumuzda rock’n roll diye bir şey yok. “Soul Survivor” 1970lerin hard rock soundunu içerisinde barındıran bir albümdü. “Chapter 13” ise yeniden metale dönüş tadında bir albümdü ve yine içerisinde 70lerden esintiler vardı. Eğer dikkatlice dinlerseniz bunun doğal bir gelişim olduğunu görürsünüz. Aslında hala bu albümleri yaparken edindiğimiz tecrübelerden destek alarak bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. Ve “Soul Survivor” ile “Chapter 13”de yaptıklarımızdan daha gözle görülür şeyler yaptığımızı düşünüyorum. “Rise to Ruin”de hiç beklemediğiniz sertlikte parçalar yer alıyor.

“The Eindhoven Insanity” Dynamo Open Air’de kaydedilmiş oldukça iyi bir live albümdü. Tekrar bir live albüm çıkarma düşüncesi var mı?

Hayır, şu an için olası bir şey değil. “Eindhoven Insanity” o dönemi düşününce hatırladığımız hoş bir deneyimdi. Ve şu anda bizi tekrar konser albümü çıkarma konusunda kışkırtan bir şey. Ama yeni bir konser albümü çıkarma konusunda endişeliyim. Bence konser albümleri veya best off albümler övünmek için iyi ancak diğer taraftan bakarsak insanların cebinden paralarını almak, kazıklamak için gidilen bir yol.

Laf açılmışken biraz da Dynamo Open Air’den bahsedelim. Bu festival Avrupa’nın en büyük metal festivallerinden biriydi ve pek çok Türk metal fanı oraya gidebilmek için can atardı. Ama 2005 yılından beri Dynamo düzenlenmiyor. Biz Gorefest elemanlarının bu organizasyonda yer aldığını biliyoruz. Bu harika festivalin artık varolmamasının nedenleri neler?

Pek çok neden var ama en önemlisi her sene yapılacak yerin bulunamamasıydı bence. Festivalin başarıya ulaşması için her sene düzenlenebilecek bir alanın olması gerekiyor. Dynamo’nun son bulmasının nedeni de buydu.

Peki bu festivalin tekrar canlanabilme olasılığı var mı? Bu gerçekten harika olurdu…

Bence de iyi olurdu fakat bunun için uğraştılar ve başarılı olamadılar. Artık yeni bir şeylerin zamanı bence..

“Soul Survivor” albümünüzden sonra Deep Purple, “Chapter 13”den sonra ise Judas Priest ile turladınız. Tekrar böyle dev bir grupla tur yapma olasılığı var mı? Mesela Motörhead ile beraber…

Sanırım bir yanlış anlaşılma olmuş, Deep Purple ile sadece bir konser beraber çaldık. Ama Judas ile büyük bir tur yaptığımız doğru. Ve bu bizim için harika bir deneyimdi. Ama bu sadece hayatta bir kere edinebileceğimiz bir tecrübeydi. Şu günlerde insanları çekebileceğimiz böyle bir olay olacağını sanmıyorum.

90larda Hollanda’dan çıkan 3 büyük grup vardı; Gorefest, Pestilence ve The Gathering. Pestilence artık faal değil, Gorefest 90ların sonunda müziğe ara verdi, Gathering ise çok farklı bir soundda müziğe devam etti. Peki şu anda bize 3 büyük grup ismi ver desek kimleri sayarsın?

Hmmm eğer metalden bahsediyorsak God Dethroned, Legion Of The Damned ve Born From Pain diyebilirim. Ayrıca bu gruplara Severe Torture’ı ekleyebilirim. Ayrıca goth metal yapan gruplardan Within Temptation, After Forever ve Epica’yı sayabilirim ancak bu grupların tam anlamıyla metal yaptığını söyleyemem.

Eğer ekstrem türünden şeyler istiyorsanız saydığım 4 grup şu anda Hollanda’nın en büyükleri..

Peki The Gathering ile ilişkileriniz nasıl? Biliyorsun Anneke gruptan ayrıldı ve yoluna Agua De Annique ile devam ediyor. Bu ayrılış Gathering’in durumunu nasıl etkiler sence? Şunu kabul etmeliyiz ki Gathering’in bu günlere gelmesinde Anneke’nin rolü büyük..

The Gathering ile her zaman oldukça iyi ilişkimiz oldu. Anneke’nin Gathering’ten ayrıldığını duyduğumda gerçekten şok oldum. O, Gathering’e çok şey katmıştı ve şimdi onun yerini doldurmak gerçekten çok zor. Hem Anneke hem de Gathering için şans diliyorum ve onlar işlerini yaptıkları sürece başarılı olacaklarını biliyorum.

Müzikal maceranızı etkileyen isimler arasında Johnny Cash’in yer aldığını biliyoruz. Onun vefat ettiğini duyduğunda neler hissettin?

Onun ciddi derecede hasta olduğunu biliyordum ve yaşı nedeniyle de sona doğru yaklaştığını düşünüyordum. Zaten bu herkesin başına gelmiyor mu? Çok şükür ki kendisi geride pek çok harika eser bıraktı.

Sizin gore filmlerle aranızın iyi olduğunu da duyduk. Favori gore filmlerin ve yönetmenlerin hangileri?

Romero’nun ilk dönemki işleri, Argento, Fulci ve pek çok İtalyan işini seviyorum. Eli Roth’un filmlerini de seyre değer buluyorum. Ayrıca Aja’nın “Haute Tension” filmi gerçekten dehşet.

Biz Peter Jackson’ın “Bad Taste”inin hastasıyız. Gerçekten çok sakat bir film ve Jackson’ın espri anlayışını bu filme çok iyi yansıttığını düşünüyoruz. Kendisi daha sonra Hollywood’a transfer oldu ve “Lord of the Rings” ile “King Kong”u (çok kötü bir filmdi bizce) çekti. Neyse, Jackson’ın b filmlerini sever misin? Onun ileride tekrar b film yapacağını düşünüyor musun?

King Kong’un o kadar kötü olduğunu düşünmüyorum. Dürüst olmak gerekirse, ben baya eğlendim. B film konusuna gelirsek, bilemiyorum. Belki yeterli zaman bulabilirse bu tarz bir işe kalkışabilir. Ve bu harika olur, değil mi?

Ülkenizin korku film piyasası hakkında herhangi bir fikrimiz yok. Orada iyi bir piyasa var mı? Ve bize tavsiye edebileceğin yönetmen?...

Nico B., Rozz Williams ile beraber ilginç şeyler yapmıştı, “pig” adında.. “Dick Maas - De Lift” adında Argento esintileri taşıyan bir başka film daha var. Ve George Sluizer’in unutulmaz filmi “Spoorloos” var. Belki daha fazla şeyden bahsetmek mümkün ancak şu anda aklıma gelenler bunlar.

Peki futbolla aranız nasıl?

Hiçbirimiz futbolla ilgili değiliz…

PSV ile ilgili sorulardan yırtmış oldun :) röportaj için teşekkürler Frank. Neler eklemek istersin?

Umarım okuyucularınız son albümümüz “Rise To Ruin”e kulak verir. Bu albümle gerçekten gurur duyuyoruz. Ayrıca Türkiye’ye tekrar gelip çalmak isteriz. Organizasyon şirketlerini bu konuda harekete geçirin.. Cheers!!

röportaj: koray aykanat - öğünç inan

ekim'07